Kürt sorunu Erdoğan’ın sarsılmaz gücünü sarsabilecek mi?

  • mm
  • 8 ay önce
  • 369 Görüntülenme
  • 1 0

Yazar: Maurice Glasman

Siyasette her zaman liderler arasında gerilim olur. Acil durumlar ortaya çıkar, beklenmedik olaylar olur. İtalyan filozof Giorgio Agamben egemenlik ve kanunların birbirine zıt olduğunu söyler. Avrupa temsilcileri olarak HDP partisinin liderleri Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın davasında tanıklık etmek için gittiğim Ankara’da bu sözü yeniden hatırladım. Mahkumların 142 yıl mahkumiyeti isteniyordu.

Olağanüstü Hal ile yönetilen Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti Atatürk’ün kurduğu yönetimden tuhaf bir İslami yönetim biçimi ortaya çıkarttı. Desteğini daha çok Anadolu’dan alan Erdoğan’ın partisi uzun süredir büyük farkla hükümete seçiliyor.

Margaret Thatcher’ın geliştirdiği özgür piyasa, güçlü devlet anlayışı ile devletini yöneten Erdoğan Türkiye siyasetinin seküler yapısını değiştirmeye başladı. Başörtülü kadınların devlet kurumlarında yer almasına hak tanıdı ve Türkiye’de cami inşasını da giderek arttırdı.

Daha önce kardeş gibi olan ve birbirlerini sürekli destekleyen Gülen ile Erdoğan birbirilerine ters düştüklerinde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimin ardından Erdoğan konuya ilişkin pek çok farklı düzenleme yaptı. Sonrasında ise Türkiye’nin en önemli problemleri arasında Kürt sorunu kaldı.

Atatürk için Kürtler bir ulus değildi. Osmanlı Devletinde ülke farklı milletlerden oluşsa da Cumhuriyet’te tek bir ulusun altında toplanan insanlar vardı. Ancak etnik kimlikleri, dilleri ve ırkları farklı olan Kürtler Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye yayıldılar. Türkiye, Kürtlerin Türk milleti çatısı altında olduğunu kabul etti. Ancak buna karşı çıkan Kürtler Kürt İşçi Partisini (PKK) kurdu ve askerlere saldırılar düzenlemeye başladı. Liderleri Abdullah Öcalan Suriye’ye kaçtığında milyonlarda Kürt de onun ardından gitti.

1997 yılında Suriye’den  sürülen Öcalan Kenya’da Türk, Amerikan ve İsrail özel kuvvetleri tarafından yakalandı. 1999 yılından bu yana Marmara Denizi’nde bir adada mahkum olarak tutuluyor. Günümüzde ise Kürt temelli YPG güçleri Suriye’de IŞİD’e karşı savaşıyor ve orada Kürdistan devletini kurmaya çalışıyorlar.

Tüm bunların Erdoğan’ın kabusu çünkü HDP bir Kürt Devleti için bir çağrı yapmıyordu. Sadece feminist, ekolojik ve demokratik bir program olarak çalışıyorlardı. Bu konuda yargılansalar da HDP, PKK ile bağlantısı olduğunu kabul etmiyor. HDP 2014 seçimlerinde kendinden beklenin üstüne çıkıp yüzde 13 oy ile meclise girince Erdoğan anayasal düzenlemeler ile parti liderlerinin tutuklanmasını sağladı.

Erdoğan, Rusya ile ilişkilerini güçlendirmeye devam ederken HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın yargılanması da sürüyordu. Olağanüstü Hal ise artık Türk hükümetinin yönetim şekli haline geldi. Bu süreçte pek çok gazeteci tutuklandı, siviller işten çıkartıldı ve Erdoğan tüm ülkede İslamcı yöntemler izlemeye başladı.

Erdoğan ayrıca orduyu sivilleştirdi ve demokratik destek görmeye devam etti. Buna karşılık Kürtler halen Erdoğan’a karşı durmaya ve köyleri bombalamaya devam ediyor çünkü liderleri tutuklu. Siyasal ve yasal varlıkları kabul edilmeyen Kürtler çözümü dağlarda arıyor. Türkiye’de devam eden olağanüstü hal artık herkesi rahatsız etmeye başladı ama Kürt sorunu Erdoğan’ın sarsılmaz gücünü sarsacak mı asıl merak edilen bu.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir