Ayasofya Camisi’nde Kılınan İlk Cuma Namazı

  • mm
  • 2 ay önce
  • 151 Görüntülenme
  • 0 0

Bizans’ı fethederek Hadis-I Şerif’in sırrına mazhar olan Fatih Sultan Mehmed Han, fetih günü Topkapı’dan şehre girip doğruca Ayasofya’ya gelmiş ve dünya tarihinin en büyük şahsiyyeti Yüce Fatih’in o gün verdiği bir emirle Hırsitiyan aleminin ünlü kilisesi Ayasofya Camisi’ne dönüştürülmüştür. Osmanlı tarihinde, fethedilen ülkelerdeki kiliselerin camiye dönüştürülmesi eski bir kuraldır. Fütuhat yıllarında bu kurala daima riayet olunmuş ve hilalin haca galibiyetinin timsali mahiyetindeki bu kurala göre: Fetih olunan kalenin burçlarına, bayrak dikilip, surların üstünden ezan sesleri yükselirken; şehrin en büyük kilisesi de camiye dönüştürülmüş ve padişahlar İlk Cuma namazını bu camilerde kılmışlardır.

Şair Baki, meşhur Kanuni mersiyesinde: “Aldun hezar butkedeyi mescid eyledun Nakuus yerlerinde okuttun ezanlar” mısralarıyla bu eski zafer kuralını, en güzel şekliyle edebiyat tarihimize mal etmiştir. Fatih Sultan Mehmed Han, kılıcı ile fethettiği Bizans’da ilk cuma namazını, işte bu eski kurala uyarak camiye dönüştürdüğü Ayasofya’da, 1 Haziran 1453 tarihinde kılmıştır. Bizans mimarisinin şaheseri sayılan Ayasofya, İmparator Justinien devrinde, Miladın 532 senesinden 537 tarihine kadar beş senede inşa edilmiştir. O yılın 25 Aralık günü Noel münasebetiyle açılmış ve Feth-i Mübin’e kadar, dokuz yüz on beş sene, beş ay, beş gün kilise olarak kullanılıp, fethi müteakip camiye dönüştürülmüştür. Ayasofya’nın şimdiki yerinde bulunan ve aynı ismi taşıyan küçük kilise 532 yılında yanmış ve imparator Justinien, aynı mahalle de bugünkü Ayasofya’yı yaptırmıştır.

İki Anadolulu mimar nezaretinde yapılan bu ünlü kilise inşaatında en güzel mermerler kullanılmış ve diğer vilayetlerdeki abidelerin en kıymetli parçaları hep Ayasofya’ya taşınmıştır. Ancak, otuz bir metre çapında ve yerden elli metre yükseklikte bulunan meşhur orta kubbesi, Justinien devrinde yıkılmış, bilahare yeniden inşa olunmuştur. Feth-i Mübin’i müteakip şehre girip doğruca Ayasofya’ya giden Fatih Sultan Mehmed Han, Bizans’ın bu meşhur kilisesini pek harap bulmuş ve Yüce Fatih’in emriyle camiye dönüştürülen kilise, yine Fatih’in emriyle tamir edilmiştir. Caminin güney doğusuna konulan iki payanda ile takviyye olunan camiye bir tuğla minare ve medrese ilave edilmiş. Bilahare İkinci Bayezid, bu medreseleri genişleterek bir minare daha yaptırmıştır.

Sonraki yıllarda Ayasofya, Mimar Sinan tarafından bazı ilavelerle takviye olunmuş ve caminin diğer iki minaresi, mimarimizin devsiması Koca Sinan tarafından yapılmıştır. Caminin icindeki dört mermer mahfil, Üçüncü Murad zamanında inşa olunmuş. Sonraları Ayasofya’ya bütün padişahların katkısı olmuş, böylece Ayasofya Müslüman Türk’ün emek ve hassasiyetiyle zamanımıza kadar gelebilmiştir.

Ayasofya’yı, Feth-i Mübin’den sonra yapılan Türk mimarisinin şaheserleri çok geride bıraktı

Yukarıda kaydettiğimiz gibi, Bizans mimarisinin şaheseri sayılan Ayasofya’yı, Feth-i Mübin’den sonra yapılan Türk mimarisinin şaheserleri çok geride bırakmış ve Hıristiyan aleminin ünlü kilisesi, mimarimizin şaheserleri yanında sönük kalmıştır. Bu bir gerçektir ve yabancı sanat adamları dahi, bu gerçeği itirafa mecbur olmuşlardır!.. İçinde nice tarihi olaylar cereyan eden ve 1 Şubat 1935 tarihinden beri “müze” olarak ziyarete açık bulunan Avasofya’nın, günümüze kadar gelen hikayesi ayrı bir tedkik mevzuudur. Şu kadarını kaydedelim ki Feth-i Mübin’i müteakip Fatih’in emriyle Ayasofya’daki tasvirler, heykeller, putlar kaldırılıp, gece gündüz çalışılarak üç gün içinde kilise, cami haline getirilmiş ve İstanbul’da ilk cuma namazı Ayasofya’da kılınmıştır. O gün hutbe, fethin manevi lideri Akşemseddin Hazretleri tarafından okunmuş ve cuma namazı da, yine bu zat tarafından kıldırılmıştır.

Kılıçla fethedilen Bizans’da zafer alameti olarak cami haline getirilen Ayasofya, beş asra yakın ibadete açık tutulduktan sonra müze olmuş ve gariptir, son yıllarda Papa Altıncı Paul’un İstanbul’u ziyaretinden on beş gün evvel, bu müzede namaz kılan bir genç takibata uğramıştır!..Uğramıştır amma, bu takibattan hemen iki hafta sonra İstanbul’a gelen Papa Altıncı Paul, yanında devrin Hariciye Vekili İhsan Sabri Cağlayangil olduğu halde Ayasofya’yı ziyaret etmiş ve o günlerdeki gazete haberlerine göre Papa, Hariciye Vekilinden nezaketen müsaade istemiş, sonra Vekilin cevabını beklemeden hemen diz çöküp, şeytani gözlerini kubbeye dikerek İhsan Sabri Cağlayangil’in şaşkın bakışları arasında dua edivermiştir!..

Kaynak-Y.S.T.U-1.CİLT

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir