Anti-Semitizm ve Anti-Siyonizm Üzerine: Karanlık Camın Üzerinden Charlottesville

Yazan Richard Falk

Charlottesville’deki ölümcül isyandan önceki gece Virginia Üniversitesi kampüsünde Vice Haber’in klibindeki beyaz milliyetçi meşaleye “Yahudi Aleyhtarları” ayık bir şekilde baktıkları için Siyonistler, İsrail’i eleştiren herkesi lekelemeye çok istekli. Bu olayın merkezinde, Yahudi Aleyhtarlığı ve Nazizm, Faşizm ve şimdi de Trumpçılık ile bağlantısı gerçekten tehditkar ve ultra Siyonistler tarafından polemik hedefler için manipüle etmeye isteğini tekrardan düşünecek aklı başındakileri teşvik etmelidir.

Ayrıca sadece radikal Siyonistlerin moral, yasal ve politik pusulasını merak ediyoruz. Radikal Siyonistler, İsrail’i eleştirenleri ve aktivist karşıtlarını “Yahudi Aleyhtarı” diye etiketlemektedir; bu sebeple, Yahudilerden ırksal olarak nefret etme olarak adlandırılan anti-semitizmin halkın kafasını karıştırmaktadır.

Anti-semitizmi kasten manipüle etmektense İsrail politikalarını ve eylemlerini eleştirenlere yanıt vermenin daha az kışkırtıcı bir yolu olmalı. BDS destekçilerini suçlamak, yine de Yahudi aleyhtarlığının tehlikeli sularında yüzen bir askerin, ifade özgürlüğü ve siyasi savunma gibi şiddet içermeyen açıklamalar bağlamında İsrail taktik ve propaganda aracı olarak Anti-Semitizmi uygulaması, bu sebeple de hakları ihlal etmek o kadar ilkel bir yol ki her anayasal demokraside olduğu gibi vatandaşlara verilen haklar çoktan garanti altına alınmıştır.

Güney Afrika anti-aparteid kampanyası boyunca BDS eleştirilerine rağmen askeri katılımcılar asla kendilerine laf ettirmemişledir. Fakat siyasi olarak muhafazakâr çevrelerde bu amaca zararlı olarak görülen tartışmalı hareketler sergilemişlerdir.

Ve tabi ki bu zehirli meyveden yiyenler sadece Siyonistler değil. İsrail’in bu tür taktikleri teşvik etme isteği, organize edilmiş girişimler, şiddete başvurmayan BDS kampanyasını, bu spesifik serin yardımın içinde boğulsa daha iyi olacak önemli Batı ülkelerinin bazı liderlerini gözden düşürmekte hatta suçlamaktadır. Fransa devlet başkanı Emmanuel Macron, “ Anti-Siyonizm, anti-Semitizmin yeniden icat edilmiş halidir” demiştir. Burada da üstü kapalı bir şekilde anti-Siyonist olmak, bir Yahudi devleti olan İsrail’e eleştiridir.

Bu bozuk mantığı kavramaya çalıştıktan sonra, “Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi” adlı kitabın yazarı İsrail tarihçisi Shlomo Sand’e karşılık yazılmış “Macron’a Açık Mektup’a” göz atalım. Bu mektupta Sand, demografik gerçeklikler sunarak, tarihi Filistin’in nüfusunun çoğunun suistimal edilmesini göstererek ve Filistin’de yüz yıl önce bir Yahudi devletinin ilan edilmesinin ırkçı ve kolonici imaların var olması neden kendisinin bir Siyonist olamayacağını anlatıyor. O dönemde ulusal alanda sadece 60 000 Yahudi vardı ve yarısı aslında Siyonist projeye karşıydı.

Bu da Filistin’deki Yahudilerin toplam nüfusta sadece %7lik bir kısmı temsil ettiği, ve geri kalan 700 000 kişinin çoğunlukla Müslüman ve Hristiyan Araplar olduğu anlamına geliyor. Aparteid’i bırakan İsrail için Siyonizme alternatif olarak Yahudi ve Filistinlilerin gerçek eşitliğe dayandığı transforme olmuş gerçekliktir. Shlomo Sand, İsrail’in Siyonist olmayan siyasi geleceği için: “ İsrail Cumhuriyeti, Yahudi komün devleti değil.”  Bu tek ahlaki, siyasi ve yasal olarak kabul edilmiş bir çözüm değil. Savaş halindeki bu iki milletin birbiriyle çatışan self-determinasyon haklarını bünyesinde barındırabilen statüko için insancıl ve adaletli alternatifler var.

Yahudi nefreti gösterisi sebebiyle Charlottesville’in en rahatsız edici olay olduğu (yanlış) izleniminden kaçınmak için geri adım atmak önemli. Charlottesville kesinlikle anti-Semitizmin en çirkin haliydi fakat ikincil olarak Yahudiler açısından nefret doludur. Birinci nefret sebebi, beyaz üstünlüğü, Amerikan yerlilerinin üstünlüğü ve Siyahların Yaşamları Değerlidir ve ırksal eşitsizliğe karşı Afro-Amerikan ve göçmen mücadelesine karşı savaş ilan etme gösterisidir.

Yahudiler, ekonomik, politik ve sosyal başarının her bir belirleyicisiyle beraber Amerika’da refah bir yaşantı sürüyor. Afro-Amerikalılar, Hispanikler ve Müslümanlar sürmüyor. Bu hayatların çoğu, devlet terörü ve şiddetli popülizmin dalgalanmaları yoluyla tehlikeye atılıyor. Fakat hata yapması mümkün olmayan, kızgın ve arsız Beyaz Saray, Charlottesville olayından sonra hüzün içinde. Yahudiler, en azından Amerikan polisinin aşırı güç kullanımıyla ölümcül şekilde kurban edilmedi. Treyvon Martin, Michaell Brown, Freddie Gray, Eric Garner ve Tamir Rice, öldürülen Afro-Amerikanların arasındaydı. Amerika’daki Yahudiler, arama emriyle yüz yüze gelmediler ve acımasız aile sınır dışı etmeleriyle ve şuan milyonlarca Hispanik vatandaşın ve yerleşimcinin yaşadığı belirsizliğin yarattığı zihinsel ıstırabı yaşamadılar.

Şuanda Charlottesville’in ne olduğu Amerikan halkına ve daha az ölçüde de dünya çapındaki tepki ve cevaplara bağlı. Charlottesville olayından, beyaz milliyetçiliğinin acemilerinden Trump ve Spence’ın çoktan haberi var. Cumhuriyetçilerin olayın kınadıkları tweetlerini sıkça göreceğiz ya da geçmişte olduğu gibi havadaki baloncukları patlatarak yakında siyasi dürüstlüğün boş bir kinayesi olarak görülecek. Bu kendini beğenmiş şüpheciliği arttıran şey benzer fikirlere sahip bireylerin çoğunun geçmişte kapalı kapılar ardında gizlice işbirliği yapma alışkanlıklarını, Amerika’da ırksal olarak hassas olanların düşük maliyetli sağlık sigortasından, komşu güvenliğinden ve yerleşimci haklarından mahrum kalmak için fazla çalışarak yenilediler.  Bu günlerde siyasi alandaki durum, adı çıkmış eylemler, gürültülü kelimelerden daha çok ses getiriyor.

Amerikalıların çoğu meşale gösterisini veya beyaz milliyetçilerinin ırkçı sloganlar attığı, savaşçı gibi giyindiği ve yasal olarak saldırı silahları taşıdığı şehir isyanını izleyebilselerdi, ılımlı ve sözünde duran bir millet olarak işimiz bitmiş demektir. Eğer popüler olan “yeteri” kadar çığlık atmazsa “oyunun bittiğini” söylemek yanlış olmaz. Bu da demek oluyor ki bu ülkenin siyasi geleceği Trump/Spence’ın destekçilerine bağlı; bu da demek oluyor ki ulusal tökezleme, karşı koyulamaz faşist bir gerçek olma yolunda ilerliyor. Faşist Amerika ihtimali daha fazla yadsınamaz çünkü geriye cırtlak ve umarsız manevradan başka bir şey kalmayacak ve devrimci ilericiliğin hayaletinden vazgeçmeden önce ulusal sahnede biraz dikkat çekecektir.

Kendimize şunu sormalıyız: Bu İkinci Sivil Savaşın başlangıcı mı yoksa tahtalarda kanlı bir yürüyüş daha mı?

 

www.palestinechronicle.com

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir